~ irigitte fardot , 6/09/2011 4:25 ÖS



benim *bir kapı çalınışı* senfonim. hayır, cinayet işlemiycem sadece güneşin salonumuzda altın tozu olduğu zamanlara dönüyorum. yaz bitmek üzere, yakında okul başlıycak. günlerden pazar. annem pikabın iğnesini düzeltirken soruyor: "beethoven 5inci senfoniyi nasıl yazmış biliyo musun?"

new day resolutions

~ irigitte fardot , 5/14/2011 6:29 ÖÖ

Bugün yavaş geçiyor, işler yetişiyor. Bugünü sevdim. Kararlarımı uygulama kuvveti isteyerek bumerang fırlatıyorum boşluğa. O bumerangı istediğim gibi geri gönder bana evren, güç benimle olsun. Sonuçta "1'e 1, elde var 1" olsun ama, o 1'i daha bir farkedeyim.

~ irigitte fardot 6:17 ÖÖ


17,5 yaşında taklidi mi yapıyorum yoksa hakikaten o ve benzeri bi yaşta takılıp kaldım mı? Ya da bu yaş mevzuu mevzu olamıycak kadar saçma mı? Göreceli olmayan az şeyin olduğu bi planetteyiz. Mesela bu cümle bile bana göreceydi. Banagörece’yi bilir misiniz, çok tatlı bi dildir. Ama anadiliniz gibi konuşmadığınız vakit paçalarınızdan akar o yüzden en azından telaffuzu çözmeden bulaşmayın derim.
Bu sayfanın dili Banagörece. Çevrilmesini istiyor musunuz?

~ irigitte fardot , 4/28/2011 12:34 ÖS

bu hissi tanıyorum. "bu gece yeni günü ben doğurucam" hissi bu. yaratarak ve kendimi kendimden çıkararak.

Sakisler Diyarı ('Sefam olsun' bölüm I)

~ irigitte fardot , 2/24/2011 6:42 ÖS

Bir ara aşağıdakileri yazmışım sonra ansızın kalemi elimden bırakmışım. Bi gün bölüm II de yayınlanır elbet:

Yunan'ı dünyanın en hedonist insanı ilan ediyorum. Ayrıca bir Yunan dünyalara bedel.

Çok çalışırsan çok yorulursun. Gereksiz. O yüzden çözmüşler, az çalışıyorlar. Bak tembeller demiyorum, bilerek ve isteyerek az çalışıyorlar. Kendilerine vakit ayırıyorlar. Çalışmaktan arta kalan vakitlerinde yiyip içip eğleniyorlar. Bak boş vakitlerinde demiyorum, çalışmaktan arta kalan vakitlerinde diyorum. Boş değil ki o vakitler. Bilakis, hepimizinkinden dolu.

İnsanları 'kaliteli zaman' geçirmek istiyorlar diye suçlayamazsın. Kalkıp da ekonomik krizi bu isteğe bağlarsan bozuşuruz. At gözlüğün var derim. At o gözlükleri derim. Demezsem kaçırılmışımdır, eterle bayıltılmışımdır. Dememiş değil, diyememişimdir.

Ben 1:30'tan, 2:00'den sonra iş göremediğimiz hastaneleri, bankaları, bilimum devlet dairelerini ne yılların tradisyonel siestasıyla ne de cankardeşlerimin hedonizm parçacıklı sefam olsunculuğuyla açıklarım. Bu yönetimsel bir bozukluk ve eksikliktir. Evet evrak işleri Türkiye'dekinden bile yavaş ilerliyor ama hayır; benden daha çok uyuyorlar (+ 45 dk ~ 1 sa) ve daha zinde kalıyorlar, kalp krizi geçirme riskleri de benimkinden daha az diye değil bu.

Hem bi dakika, hemen ayağı fırlayıp karşılaştırma yapmayalım, üzülürüz. Çok ciddiyim. Türkiye'deki hangi üniversite günde 2 öğün yemeği bedavaya veriyor öğrencisine? Hangi üniversite envai çeşit dans kursunu, yogasını, pilatesini ve benzerlerini ücretsiz sunuyor? Yaaa, işte.

+watch

~ irigitte fardot , 2/12/2011 7:03 ÖS

"(...) I know it from my experiences that I always link looking and being looked at with some famous scenes from certain movies. I even make my own movie while I'm seeing and being seen. (...) When I think of all those scenes, one stands out the most. It's the scene when I'm walking down the subway corridor to take the train. Most of the time, if there's not much to worry about in my mind, I'd be walking straight, confident –even if I'm not, at times– my eyes forward, chin up. I'd feel like I'm on a special mission and I'm kind of saving the world there. Somehow, the way to save the world is to look good to the eyes of the others. I feel like I have to make that scene worth watching. (...)"

from the paper I wrote for the Introduction to Visual Culture class last semester, on scopophilia.

because

~ irigitte fardot , 12/19/2010 9:09 ÖÖ

"Imperfection is beauty, madness is genius, and it is better to be absolutely ridiculous than absolutely boring." MM

yürüme

~ irigitte fardot , 11/17/2010 9:10 ÖÖ

Anlatamamaktan muzdaribim. Ama anlatacak yolu, yolları arıyorum. Ya ben o yollara çıkıcam, ya o yollar bana çıkıcak. Yaptığımda ben dahil kimsenin 'ah, yaptı' deme şansı olmayabilir. Yaptığımdan kimsenin haberi de olmayabilir. Nasılını bilmiyoruz ki. Belki bir kırmızı bir maviyle anlatıcam. Belki bi kekle, pastayla. Belki anlattıklarımı bi müzik aletinden dinleyeceksin. Belki Castalian Spring bana şiir yazdıracak. Belki çocuk yapıcam. Veya tanımadığım insanlarla konuşucam bilmediğim yerlerde, dünyayı dolaşıcam. 

Yapınca görücem. Paylaşıcaz neyimiz varsa. N'aparsam yapayım ellerime iş düşücek. Ayaklarımdan söz etmiyorum bile. Zihnim? O hazır. O işi daha başlamadan saymak taraftarı değil. Nasıl, nerden gelirse uyar ona. Kalbim? O trende. Gece treninde. Yolculuktaymış hep de ben bilmezmişim. Mutlu.

Tek düzelik beni öldürürdü biliyorum. Sürekli bir beklenmediklik ve fazla değişim de. Şanslıyım, düzenli aralıklarla düzensizlikten geçiyor yolum. Değişiyor bir şeyler ufak ufak. Hep burada kalmak da amansız hastalığa yakalanma nedeni olurdu. Geziyorum. Değişmesini istemediklerim cebimde hep. Üstümü değişsem de eski cepten çıkıp yeni cebe giriyorlar. Karavan gibiyiz. Geziyorsun ama aynı yatağa yatıyorsun. (Bu şahane benzetmenin kredisi beslendiğim yüzlerce kaynaktan birine, tatlı bir Kardit’e gidiyor. Harikasın sen. Bildiğini biliyorum ama bunu sana ben de söylemeliyim.)

Music in Social Movements dersim içimdeki şelaleye eklenen yağmurlu ve gökgürültülü hava vazifesi görüyor. Öğrendiklerimi paylaşmak isterim aslında. Defterimi de alıp geleyim buraya bir ara.
“Hiçbi şey bitmez hiçbi şey ölmez, hiçbi şey sonlanmaz, yok olup da kül olmaz. Umudum senleyken yitmez, her görüşte yeniden aşktır bu belki.” Hı? Söyle bana, seni nasıl daha çok sevebilirim? 
-
ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın:
duygusal olarak "unutulmaz bir an" denen
yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,
tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle
birlikte, bir şey yaşadığında (bir sevinç, bir acı...)
-- o zaman gerçekten yaşarsın.

ama bu "an"ları son derece seyrek yaşarsın
(kimi insanlar --çoğunluk?-- bunları hiç yaşamaz
belki); son derece de kısa... gene de, bunların sağladığı
anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan
çölünü yeşertmeye yetecek.

-

yaşadıkların yitmeyecekler - yaşayacaklar
bir şeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan
onları yitiremezsin artık - istesen bile istemesen bile, yaşar artık onlar
yaşadıklarınsın
yaşamın, bütün yaşadıklarını yitirip, yeniden kazanmanın süreci olacak - hep yeniden yitirip, hep yeniden kazanmanın süreci


de ki işte, Oruç Aruoba

"ölene kadar yaşıycaz"

~ irigitte fardot , 10/15/2010 2:21 ÖS

dünyanın en güzel insanlarının gitmek için hepimizden daha aceleci olma durumu nedir? vardır herhalde bi bildikleri. vardır bunun da bi olayı, bi ince ayarı. kocaman bi 'hayat' deyip susabiliriz. kolay ve zor sürekli yer değiştiriyor, düşündüğün her şey mefhumunu yitiriyor. ama duyuyorsun beni, konuşuyorum seninle:

yapmak istediğini yaptın, daha yapacakların vardı ama ha burası ha başka yer sana fark eder mi nurdan ya. hepimiz gidicez de sen önden gidiyosun. sanırım keşif ekibindensin. hep öyleydin. sonluluk da sonsuzluk da bu evrendeki her şey gibi kafamızda. şimdi kim cüret edebilir 'bitti' demeye? bitmek?

seni seviyorum.


1

~ irigitte fardot , 5/18/2010 3:09 ÖS

Sonra güneş yüzüme vuracak, rengarenk kör noktalar oluşacak; sendeler gibi olacağım. Oynayan çocukların sesi kesilecek. Seyyar satıcılarınki de. Kendimi güven oyunundaki gibi bırakacağım geriye doğru. Hiç korkmadan. Her zamankinden. Oyunda da cesaretliyim ya, aslında "ya düşersem" düşüncesi aklımın gerisindedir hep. Bu kez olmayacak. Hiçbir şey olmayacak aklımda. Aklım olmayacak. O an için aklım bile olmayacak. Gözlerim tekrar görene dek olup bitecek her şey. Yeni hayatım her gün başlıyor. Her gün sona eriyor. Ama o nanosaniyede yeni hayatım hiç bitmeyecek. Sonsuza dek düşeceğim. Sonsuza dek güveneceğim. Sonrası? Nasıl istersek öyle.