~ irigitte fardot , 11/01/2018 7:00 ÖS

as much as I like watching your belly come up and down, I hate missing the sudden rush of joy to my flesh that makes my hair dance.

pembe kayısı

~ irigitte fardot , 10/10/2018 10:56 ÖÖ

üç ağaç yan yana; biri iğne yapraklı, biri düz, biri dişli. iki gözüm açıkken başka, tek gözümü kapatıp bakınca başkalar. çok değil birkaç vakit evvel bir kevgir gibi süzüyorlardı akşam güneşini, şimdi yekpare bir gölgelik oldular. sanki biri onları kesip göğe yapıştırmış. tam da venüs'ün doğacağı yere. zaten 'venüs' çalıyor kafamın içinde. 

düşüncelerime de gölge olmuşlardı. düşüncelerim benimle birlikte uzanmış dinleniyordu. ağaç şemsiyemin altında birlikte ama ayrıydık. renkler sarı beyazdan pembe kayısıya dönerken hepsi tekrar üşüştü başıma. "kalk" diyorlar, "biz uyandık sen de uyan."

düş görüyorum diye uyuduğumu mu sandınız şaşkınlar.


10.10.18 ~ istanbul

1 (v2)

~ irigitte fardot , 11/26/2015 6:02 ÖS

Günün en tanımsız zamanı. Güneş yok, hani nerede Ay? Ne kırmızı, ne sarı, ne turuncu, ne yeşil ne de mavi. 24 saat ve şu an. Şu an bugüne dahil değil.

Geldim. Çağırmadın üstelik. Ama beklersin. Beklemek dediğime bakma, dünyevi beklentilerinden arınmış gibi bakıyorsun. Arınmışsındır, inanırım. Göz kapaklarının hiç acelesi yok gözlerini kırpıp açarken. Şu anın kendisi gibi gözlerin de, sigarayı tutan ellerin de, dumanı içine çekişin de yavaş. Başını bana çevirirken tasasızsın. Sigarandan derin bir nefes çekerken kısılan gözlerinle uzunca bakıyorsun gözlerime. Uzun ve tasasız.

Karşılaşma mı bu? Tesadüf mü?

"Neden şimdi?" diye bir soru yok zihninde. Çünkü şu an sonsuz ve cevapsız soruya ne gerek var. Rüyamda görsem şaşırırdım ama şimdi her şey olması gerektiği gibi.

Basamakları nasıl çıktım ben? Sen ne ara kuruldun karşıma? Tüm bunlar ne zaman oldu diye sorsalar yarın, nasıl anlatacağım? Yarın gelecek mi? Yarın, gelecek mi?

Ne dün, ne yarın, ne de bugün...

Bu zamansız anda sen ve ben birlikteyiz.
Sen ve beniz ama ne sen ne de beniz.
Biz dahi değiliz, tekiz.
Birbirine bakan iki suret, tek varlık.
Sormadan biliyor, aramadan buluyoruz.

Buldum.
Beni sen yaptın, seni ben yaptım.
Sen yoktun bu sırada.
Ben hiç olmadım.

Buraya tek geldim, buradan tek ayrılıyorum.
Buraya bir geldim, buradan bir gidiyorum.

Ama gidiyorum.
Ben, gidiyorum.

Nu Man O To 

~ irigitte fardot , 8/04/2014 9:58 ÖÖ

"içinde tuttukların çürüyüp kokar."
doğru. 
ama tutmadıklarınsa büyür ve seni aşar, artık sana ait ve sana dair olmaz.
hangisine daha kolay katlanırsın, ona karar ver.

~ irigitte fardot , 7/13/2014 10:33 ÖÖ

"insanlar gider şarkıları kalır
şarkılar var uzun
yüzyıllar dolanır
şarkılar var kısa
söylendiği yerde kalır
şarkılar var benim şarkılarım
söyletmezler içimde kalır"
aziz nesin

5 duyum ve ben

~ irigitte fardot , 1/31/2014 11:34 ÖÖ

iniş ve çıkış zengini, aşırı güzel bi şarkıyı dinlerken bünyenin dayanamayıp tüy ereksiyonuna neden olması, hemen ardından hasıl olan "ben de söyliyim şu şarkıyı" motivasyonu ve peşi sıra gelen modülasyon zehirlenmesi.

hepsi iyi.

hepsi güzel.

gözlerimle duyuyorum bazen.

Azime Nakip

~ irigitte fardot , 12/19/2013 3:41 ÖS

Eski aile fotoğraflarını hikayeleriyle birlikte paylaştığım blog'umda vakti zamanında babaannemin kız kardeşlerinden Azime Hanım'ın fotoğrafını yayınlamış ve sadece adını, soyadını, kaçıncı kardeş olduğunu yazabilmiştim. "Hakkında daha fazla şey öğrenince yine yazacağım" diye de not düşmüştüm.

Şimdiyse blog ve aramaya inanmak sağolsun, hakkında ailede kimsenin bilmediği şeyler öğreniyorum. Kendi deyimiyle bir sanal akraba bana ulaştı, kendi hayatına değdiği kadarıyla Azime Hanım'la ilgili çok ilginç şeyler anlattı. Söz konusu ilginç şeyleri henüz doğrulayamadığım için paylaşmıyorum.

Ama bu Agatha Christie'lik durum olmasa sormayacağım şeyler sordum halama ve büyük teyzem hakkında tüylerimi diken diken eden şeyler öğrendim.

Meğer Azime Hanım, dönemin cemiyet hayatının renkli simalarındanmış. Hayatının bir döneminde Arjantin'de yaşamış, 4 lisan bilirmiş, çeviriler yapar, yazılar yazarmış. Ruhbilimle yakından ilgiliymiş. Adı "Ruhî Tekâmül Konusunda İlmî Araştırmalar Grubu" olan gizemli bir oluşumun üyesiymiş. Hayatının son zamanlarını da spiritüel araştırmalar yaparak geçirmiş.

Azime Hanım'ın çevirdiği "Yüzyıl Boyunca Ruh Fotoğrafçılığı" kitabının tek kalmış, kullanılmış bir kopyasını gittigidiyor'da buldum ve aldım, elime ulaşmasını bekliyorum.

Tahmin edersin ki çok heyecanlıyım.


yoklama

~ irigitte fardot , 5/15/2013 3:17 ÖS

Yazma yetisi kaybolabilen bir şey sanırım. Hani yabancı dile nankör derler ya —ki neden öyle derler, sensin nankör, o dili kendi haline bırakıp giden kişi olarak— öyle bir şey, yazmadıkça yazamaz oluyorsun.

Ama yazma yetisi bulunabilen de bir şey.

Şu bedenin içinde neler kayboluyor da sonra bulunuyor. Kocaman bir dünyasın, için deniz, kaybolan dönüyor dolaşıyor geliveriyor yine dilinin ucuna, parmaklarından dökülüyor, gözlerinin ferine karışıyor ışık olup aydınlatıyor, karşındaki bir çift göze değiyor da sana geri yansıyor sonra. Buluyorsun yani kaybettiğini. Belki de hiç kaybetmiyorsun da bir süre görüntüden çıkıyor kaybettiğini sandığın sadece. Saklandığı yeri bile biliyorsun da basiretin bağlanıyor, tutup çıkaramıyorsun.

Ya da —kaybetmekle nedir bu kadar alıp veremediğim— gerçekten kaybediyorsun, hakikaten yani, küpenin teki gibi kaybediyorsun. Yok işte, nerede?

Yok-luk.
Tersiyle var olanlardan.
Yani aslında o bile var, bak sen şu işe.

Yok oldu dersin mesela, kayboldu demezsin, yok oldu. Yok olabilen bir şey, öylesine mühim, kaybolan değil—yok olan. Kaybolan için bulma ihtimalinle avunurken yok olan için yeniden var etme ihtimalini aklından bile geçirmezsin. Ne acizlik.

Var eden de sendin, düşünsene. Yok olunca kendisi mi yok oldu? Tamam, kabul. Kendisi yok olsun. Senin var edebiliyor oluşun hala cebinde, bunu bilmez misin? Bilesin gelir de yine bilemezsin. Bilinecek şey değil böyle şey. Hissedilecek, yaşanacak şey. Ağır, bazen sancılı. First paint'i görmek yıllar alır. Full load'u hiç göremeyebilirsin. Metaforlarımı bağışla ama bu bedenin kullanıcısı olarak sen de bir user experience sürecindesin.

Hepsi var, hepsi burada.
Hafıza sildirme denen şey gerçek olana kadar yok da burada.
Ve ben hiçbir şeyi kaybetmedim, hiçbir şeyi yok etmedim.
Arada ceplerimi karıştırmaya devam edeceğim, her şey orada.

swingz

~ irigitte fardot , 2/12/2013 2:35 ÖS

what's a comfort zone?
where's it found?
am i stepping in or stepping out?

"dibe vurursam misler gibi sıçrarım" diyordum en naif en arabesk halimle,
then one told me "you never know how deep this shit is."

Turkcell - Yolda Takip?

~ irigitte fardot , 11/20/2012 2:52 ÖÖ

Turkcell, “Yolda Takip” diye bir servis icat etmiş. 

Servisi kullananlar takip etmek istedikleri kişinin telefon numarasını operatöre gönderiyor, sonra telefon numarası sahibi "evet" diye yanıtlarsa operatör bu kişinin nerede olduğu bilgisini merak edene gönderiyor. Bunun ciddi bir hak ihlali olduğunu düşünüyorum.


Telefonunuzu bir yerde unuttuğunuzu düşünün. Ya da güvendiğiniz ama güvenmemeniz gereken ve bunu henüz bilmediğiniz birinin yanındasınız, yalnızca 2 dk telefonunuzu yanınıza almadan bu kişinin yanından uzaklaştınız. Bu 'evet'i almak ne kadar zor olabilir ki takip etmek, zarar vermek isteyen için?

Servis özellikle şiddet gören kadınlara zarar verecektir. Kadının telefonuna kolayca erişebilen bir 'koca', 'abi', 'baba' ya da 'kardeş'in bu servisi kullandığını hayal edin. Kadın telefonunu kimseyle paylaşmıyor, yanından ayırmıyor ve 'evet' demeyi kabul etmedi diyelim, bu kez de servis mesajına cevap vermediği için tehdit altında kalabilir.

Cinsiyet bağımsız olarak düşününce de 'işveren-çalışan' kombinasyonu gelebilir akla. İşverenin çalışan üzerindeki etkisini biliyoruz. İstediğiniz kadar “Birey bu servise onay vermezse kullanmaz” deyin, onay vermek zorunda bırakılabilir. Takip edilmek istenen çalışan bu talep karşısından ne der, ne yapmak zorunda bırakılır?

Lütfen beni komplo teorileri üzerine kasan biri gibi düşünmeyin. :)

Ama insanların 'hayır' deme hakkının sosyal eşitsizlikler tarafından engellendiği bir dünya var dışarıda, biz bu dünyayı göremeyebiliyoruz bazen.

Biliyorum bazı akıllı telefonlarda da bu tip uygulamalar var. Takip edilmekten hoşlananlar, kıskançlık krizlerinden beslenerek yaşayan bazı çiftler ve şu anda genelleme coşkusuyla yanıp tutuşsam da bilgi eksikliğinden tanımlayamadığım başka bazı gruplar kullanıyor bu uygulamaları. Bu app’ler bireyin üzerinde daha çok hakimiyet kurabildiği bi alanda. Erişilmesi biraz daha güç, daha az kullanıcıyla sınırlı vs. En önemlisi de kimse size bu app’leri kullanma ya da kullanmama konusunda tercih yapmak zorunda bırakmıyor. App’i indirmediğiniz sürece “konumunu öğrenicem seni takip edicem, bana evet de” taleplerini almıyorsunuz.

Herhangi bir cep telefonu ile kolayca kullanılabilecek Yolda Takip çok daha tehlikeli bi servis bence. Sizin isteğiniz dışında size konum takip talebi gönderen biri var ve sizin bir cevap vermeniz gerekiyor, 'evet' ya da 'hayır'.

"İki taraf da razıysa ne edelim" dememeli, rızanın ne biçimde alındığı belirsiz.

Zaten 21 Aralık da yaklaşıyor.
Big Brother deseniz gözü hep üzerimizde.
Sonumuz ensemize, bileğimize (artık neremizeyse) takılacak çipler... :)
O sona kadar biraz daha anonim dolaşalım, hadi ya.

Ben servisin kaldırılması için Turkcell’e aşağıdaki linkten şikayette bulunacağım. Belki siz de bunu yapmak istersiniz ve Turkcell üzerinde baskı oluşturabiliriz:
http://www.turkcell.com.tr/site/tr/bizeulasin/Sayfalar/turkcellhizmet/turkcellhizmet.aspx

Servis hakkında bilgi için:
http://www.turkcell.com.tr/bireysel/servisler/Sayfalar/Turkcell-YoldaTakip.aspx

Bu da servisin tuhaf posteri:
https://pbs.twimg.com/media/A7zes61CEAAgrWT.jpg:large

GELECEKTEN EDIT: Yolda Takip kaldırıldı!