~ irigitte fardot , 11/01/2018 7:00 ÖS
as much as I like watching your belly come up and down, I hate missing the sudden rush of joy to my flesh that makes my hair dance.
I.F.

as much as I like watching your belly come up and down, I hate missing the sudden rush of joy to my flesh that makes my hair dance.
üç ağaç yan yana; biri iğne yapraklı, biri düz, biri dişli. iki gözüm açıkken başka, tek gözümü kapatıp bakınca başkalar. çok değil birkaç vakit evvel bir kevgir gibi süzüyorlardı akşam güneşini, şimdi yekpare bir gölgelik oldular. sanki biri onları kesip göğe yapıştırmış. tam da venüs'ün doğacağı yere. zaten 'venüs' çalıyor kafamın içinde.
düşüncelerime de gölge olmuşlardı. düşüncelerim benimle birlikte uzanmış dinleniyordu. ağaç şemsiyemin altında birlikte ama ayrıydık. renkler sarı beyazdan pembe kayısıya dönerken hepsi tekrar üşüştü başıma. "kalk" diyorlar, "biz uyandık sen de uyan."
düş görüyorum diye uyuduğumu mu sandınız şaşkınlar.
Günün en tanımsız zamanı. Güneş yok, hani nerede Ay? Ne kırmızı, ne sarı, ne turuncu, ne yeşil ne de mavi. 24 saat ve şu an. Şu an bugüne dahil değil.
Geldim. Çağırmadın üstelik. Ama beklersin. Beklemek dediğime bakma, dünyevi beklentilerinden arınmış gibi bakıyorsun. Arınmışsındır, inanırım. Göz kapaklarının hiç acelesi yok gözlerini kırpıp açarken. Şu anın kendisi gibi gözlerin de, sigarayı tutan ellerin de, dumanı içine çekişin de yavaş. Başını bana çevirirken tasasızsın. Sigarandan derin bir nefes çekerken kısılan gözlerinle uzunca bakıyorsun gözlerime. Uzun ve tasasız.
Karşılaşma mı bu? Tesadüf mü?
"Neden şimdi?" diye bir soru yok zihninde. Çünkü şu an sonsuz ve cevapsız soruya ne gerek var. Rüyamda görsem şaşırırdım ama şimdi her şey olması gerektiği gibi.
Basamakları nasıl çıktım ben? Sen ne ara kuruldun karşıma? Tüm bunlar ne zaman oldu diye sorsalar yarın, nasıl anlatacağım? Yarın gelecek mi? Yarın, gelecek mi?
Ne dün, ne yarın, ne de bugün...
Bu zamansız anda sen ve ben birlikteyiz.
Sen ve beniz ama ne sen ne de beniz.
Biz dahi değiliz, tekiz.
Birbirine bakan iki suret, tek varlık.
Sormadan biliyor, aramadan buluyoruz.
Buldum.
Beni sen yaptın, seni ben yaptım.
Sen yoktun bu sırada.
Ben hiç olmadım.
Buraya tek geldim, buradan tek ayrılıyorum.
Buraya bir geldim, buradan bir gidiyorum.
Ama gidiyorum.
Ben, gidiyorum.
Nu Man O To
"içinde tuttukların çürüyüp kokar."
doğru.
ama tutmadıklarınsa büyür ve seni aşar, artık sana ait ve sana dair olmaz.
hangisine daha kolay katlanırsın, ona karar ver.
"insanlar gider şarkıları kalır
şarkılar var uzun
yüzyıllar dolanır
şarkılar var kısa
söylendiği yerde kalır
şarkılar var benim şarkılarım
söyletmezler içimde kalır"
aziz nesin
iniş ve çıkış zengini, aşırı güzel bi şarkıyı dinlerken bünyenin dayanamayıp tüy ereksiyonuna neden olması, hemen ardından hasıl olan "ben de söyliyim şu şarkıyı" motivasyonu ve peşi sıra gelen modülasyon zehirlenmesi.
hepsi iyi.
hepsi güzel.
gözlerimle duyuyorum bazen.
Yazma yetisi kaybolabilen bir şey sanırım. Hani yabancı dile nankör derler ya —ki neden öyle derler, sensin nankör, o dili kendi haline bırakıp giden kişi olarak— öyle bir şey, yazmadıkça yazamaz oluyorsun.
Ama yazma yetisi bulunabilen de bir şey.
Şu bedenin içinde neler kayboluyor da sonra bulunuyor. Kocaman bir dünyasın, için deniz, kaybolan dönüyor dolaşıyor geliveriyor yine dilinin ucuna, parmaklarından dökülüyor, gözlerinin ferine karışıyor ışık olup aydınlatıyor, karşındaki bir çift göze değiyor da sana geri yansıyor sonra. Buluyorsun yani kaybettiğini. Belki de hiç kaybetmiyorsun da bir süre görüntüden çıkıyor kaybettiğini sandığın sadece. Saklandığı yeri bile biliyorsun da basiretin bağlanıyor, tutup çıkaramıyorsun.
Ya da —kaybetmekle nedir bu kadar alıp veremediğim— gerçekten kaybediyorsun, hakikaten yani, küpenin teki gibi kaybediyorsun. Yok işte, nerede?
Yok-luk.
Tersiyle var olanlardan.
Yani aslında o bile var, bak sen şu işe.
Yok oldu dersin mesela, kayboldu demezsin, yok oldu. Yok olabilen bir şey, öylesine mühim, kaybolan değil—yok olan. Kaybolan için bulma ihtimalinle avunurken yok olan için yeniden var etme ihtimalini aklından bile geçirmezsin. Ne acizlik.
Var eden de sendin, düşünsene. Yok olunca kendisi mi yok oldu? Tamam, kabul. Kendisi yok olsun. Senin var edebiliyor oluşun hala cebinde, bunu bilmez misin? Bilesin gelir de yine bilemezsin. Bilinecek şey değil böyle şey. Hissedilecek, yaşanacak şey. Ağır, bazen sancılı. First paint'i görmek yıllar alır. Full load'u hiç göremeyebilirsin. Metaforlarımı bağışla ama bu bedenin kullanıcısı olarak sen de bir user experience sürecindesin.
Hepsi var, hepsi burada.
Hafıza sildirme denen şey gerçek olana kadar yok da burada.
Ve ben hiçbir şeyi kaybetmedim, hiçbir şeyi yok etmedim.
Arada ceplerimi karıştırmaya devam edeceğim, her şey orada.
what's a comfort zone?
where's it found?
am i stepping in or stepping out?
"dibe vurursam misler gibi sıçrarım" diyordum en naif en arabesk halimle,
then one told me "you never know how deep this shit is."
Turkcell, “Yolda Takip” diye bir servis icat etmiş.
Servisi kullananlar takip etmek istedikleri kişinin telefon numarasını operatöre gönderiyor, sonra telefon numarası sahibi "evet" diye yanıtlarsa operatör bu kişinin nerede olduğu bilgisini merak edene gönderiyor. Bunun ciddi bir hak ihlali olduğunu düşünüyorum.
Blog templates Designed by Wordpress Themes. Converted into Blogger Templates by Theme Craft