~ irigitte fardot , 8/04/2014 9:58 ÖÖ
"içinde tuttukların çürüyüp kokar."
doğru.
ama tutmadıklarınsa büyür ve seni aşar, artık sana ait ve sana dair olmaz.
hangisine daha kolay katlanırsın, ona karar ver.
I.F.

"içinde tuttukların çürüyüp kokar."
doğru.
ama tutmadıklarınsa büyür ve seni aşar, artık sana ait ve sana dair olmaz.
hangisine daha kolay katlanırsın, ona karar ver.
"insanlar gider şarkıları kalır
şarkılar var uzun
yüzyıllar dolanır
şarkılar var kısa
söylendiği yerde kalır
şarkılar var benim şarkılarım
söyletmezler içimde kalır"
aziz nesin
iniş ve çıkış zengini, aşırı güzel bi şarkıyı dinlerken bünyenin dayanamayıp tüy ereksiyonuna neden olması, hemen ardından hasıl olan "ben de söyliyim şu şarkıyı" motivasyonu ve peşi sıra gelen modülasyon zehirlenmesi.
hepsi iyi.
hepsi güzel.
gözlerimle duyuyorum bazen.
Yazma yetisi kaybolabilen bir şey sanırım. Hani yabancı dile nankör derler ya —ki neden öyle derler, sensin nankör, o dili kendi haline bırakıp giden kişi olarak— öyle bir şey, yazmadıkça yazamaz oluyorsun.
Ama yazma yetisi bulunabilen de bir şey.
Şu bedenin içinde neler kayboluyor da sonra bulunuyor. Kocaman bir dünyasın, için deniz, kaybolan dönüyor dolaşıyor geliveriyor yine dilinin ucuna, parmaklarından dökülüyor, gözlerinin ferine karışıyor ışık olup aydınlatıyor, karşındaki bir çift göze değiyor da sana geri yansıyor sonra. Buluyorsun yani kaybettiğini. Belki de hiç kaybetmiyorsun da bir süre görüntüden çıkıyor kaybettiğini sandığın sadece. Saklandığı yeri bile biliyorsun da basiretin bağlanıyor, tutup çıkaramıyorsun.
Ya da —kaybetmekle nedir bu kadar alıp veremediğim— gerçekten kaybediyorsun, hakikaten yani, küpenin teki gibi kaybediyorsun. Yok işte, nerede?
Yok-luk.
Tersiyle var olanlardan.
Yani aslında o bile var, bak sen şu işe.
Yok oldu dersin mesela, kayboldu demezsin, yok oldu. Yok olabilen bir şey, öylesine mühim, kaybolan değil—yok olan. Kaybolan için bulma ihtimalinle avunurken yok olan için yeniden var etme ihtimalini aklından bile geçirmezsin. Ne acizlik.
Var eden de sendin, düşünsene. Yok olunca kendisi mi yok oldu? Tamam, kabul. Kendisi yok olsun. Senin var edebiliyor oluşun hala cebinde, bunu bilmez misin? Bilesin gelir de yine bilemezsin. Bilinecek şey değil böyle şey. Hissedilecek, yaşanacak şey. Ağır, bazen sancılı. First paint'i görmek yıllar alır. Full load'u hiç göremeyebilirsin. Metaforlarımı bağışla ama bu bedenin kullanıcısı olarak sen de bir user experience sürecindesin.
Hepsi var, hepsi burada.
Hafıza sildirme denen şey gerçek olana kadar yok da burada.
Ve ben hiçbir şeyi kaybetmedim, hiçbir şeyi yok etmedim.
Arada ceplerimi karıştırmaya devam edeceğim, her şey orada.
what's a comfort zone?
where's it found?
am i stepping in or stepping out?
"dibe vurursam misler gibi sıçrarım" diyordum en naif en arabesk halimle,
then one told me "you never know how deep this shit is."
Turkcell, “Yolda Takip” diye bir servis icat etmiş.
Servisi kullananlar takip etmek istedikleri kişinin telefon numarasını operatöre gönderiyor, sonra telefon numarası sahibi "evet" diye yanıtlarsa operatör bu kişinin nerede olduğu bilgisini merak edene gönderiyor. Bunun ciddi bir hak ihlali olduğunu düşünüyorum.
Burada dağlar tanrıların suretine bürünüyor geceleri. Görmesin diye Odeipus ellerindeki baba kanını, ay dağların arkasına saklanıyor. Apollon ise güneş eteklerine vurduğunda değil, lacivert battaniye üzerine serildiğinde üzülüyor günebakanlara.
Ve kâhin bırakmış olacaklardan haber vermeyi. Yaşayıp görmek zorunda kalacağız geleceğimizi.
"her lafına "bütün kadınlar şunu ister", "bütün erkekler böyle yapar" diye başlayan, müthiş bir özgüvenle konuşan, siz daha köroğlu'nu tanıyamamış, kendinizi bulamamışken dünyadaki her kadını adamı bu kadar yakından tanımış olmasıyla afallatan kişilere bir ad takılsa... (medyadaki yansımaları: her genç kız gelinlik hayali kurar, her erkek aldatır, her kadın anne olmak ister, ilh.)"
irem.exe.12.03 (son indirip kurduğum halim)
apolitikliğin dibine vurdum.
bu arada politically correct olmanın yepyeni yollarını öğrendim; bu da bir şeydir. (bu blogda örneklerini göremeyebilirsin, o ayrı)
sekiz aydır gebeydim, sonunda bir titr doğurdum.
çemberin içindeyim ama kendimi bildiğimden beri aynı anda birden fazla yerde olmak istiyorum. neden?
haberleri okurken peşimden birileri koşturuyor, bir an önce bitirip aksiyon almak istiyorum.
olmayınca üzerine düşünme işini iptal ediyorum.
çişimi galatasaray'ı tuttuğumdan daha iyi tutuyorum.
gözümün önünde hastalanıp gözümün önünde sıradaki destinasyona ulaşan arkadaşımı gördüğüm halde yolculuğumu daha güzel hale getirecek adımlar atmıyorum.
sevgilime psikolojik baskı uyguluyorum ki göçebe hayatımız son bulsun. halbuki nolduysa yerleşik hayata geçen ilk kabile yüzünden oldu.
bunları yazarken diğer yandan da aylık faturalarıma dair bazı fasulye hesapları yapıyorum.
kendimi vermiyorum; belli ki aynı anda birden fazla şey de yapmak istiyorum.
kendime güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum.
işimi seviyorum, eğlenceli bir ortamda tatlı insanlarla birlikte çalışıyorum.
fakat irem orijinli bir sorun var ki onu çözemiyorum.
herkes için mütevazı, kendim için büyük bir ay adımı atmak istiyorum.
bir şeyler başladı belki de.
peki ben o başlangıcı ne zaman hissedicem?
ne zaman hırs sahibi oluyordum?
ne eksik de averaja oynuyorum?
doluyum.
zaten boş da değilim, bilirsin.
bir şey bulup hayatımı ona adamak istemiyorum.
hayatımı adayacak bir şey bulmak istiyorum.
beni yattığım yerden her sabah heyecanla kaldıracak bir şey arıyorum. (şu anda yaptığımın/yaptıklarımın 'o' olmadığını göstermez bu ama EVREKA diye bağırmak başka bir şey. ve kombinasyon diye güzel bir matematik konusu var.)
arayacağım; doğrusu bu.
aslında fiziki olarak arıyor değilim, sadece aramak konusundaki açık görüşüm beni arıyor gibi gösterebilir.
yürüme'yi kalbimle okudum.
gözlerimi kapattığımda ya kendimi bi gemide görücem (mandalina ağaçları ve marmelat gökyüzü ile, ne sandın) ya da o sözleri ben yazıcam.
yapmadan, olmadan hiçbir yere gitmiyorum.
Blog templates Designed by Wordpress Themes. Converted into Blogger Templates by Theme Craft